Yetişkinlikte Öğrenme Nasıl Mümkün Olur?

10 min read
Yetişkinlikte Öğrenme Nasıl Mümkün Olur?

Yetişkin Öğrenmesine Bir Bakış

Yetişkinlerin en iyi nasıl öğrendiğini anlamak için uzun yıllar boyunca gözlem yaptık.
Sadece yetişkinlerle değil; çocukların öğrenme biçimleriyle, farklı eğitim yaklaşımlarının insanlar üzerinde bıraktığı izlerle de ilgilendik.

Çünkü öğrenme, yaşla birlikte kaybolan bir yetenek değil.
Ama zamanla farklı bir şeye ihtiyaç duymaya başlayan bir süreç.
MCP’de yetişkin öğrenmesine, öğrenmeyi yeniden öğretilecek bir şey olarak değil, doğru koşullar oluştuğunda kendiliğinden açılan bir süreç olarak bakıyoruz.

Çocuklukta öğrenme çoğu zaman kendiliğinden olur.
Yetişkinlikte ise öğrenme, hayatın içinden geçerek şekillenir. Deneyimle, ilişkiyle, bazen de hayal kırıklıklarıyla birlikte.

Bu yüzden yetişkin öğrenmesini anlamak, sadece “hangi yöntem daha iyi?” sorusunu sormakla mümkün olmaz.
Daha temel bir yere bakmak gerekir.

 

Yetişkin Öğrenmesinin Doğası

Öğrenme yöntemleri üzerine konuşurken sıkça çocuklara yönelik yaklaşımlara bakarız.
Montessori ve Waldorf gibi yöntemler bunun iyi örnekleridir.

Montessori yaklaşımı, öğrenmeyi daha çok akademik yapı ve bireysel ilerleme üzerinden ele alır. Waldorf ise Antroposofi’den beslenir ve çocuğun hayata, duygularına ve yaratıcılığına açıklığını merkeze alır.
Biri bilgiyi düzenler, diğeri deneyime alan açar.
MCP yaklaşımı ise bu ayrımı,öğrenmenin insanla nasıl temas ettiğini anlamaya yönelik bir okuma olarak ele alır.

Bu iki yaklaşım arasındaki fark, yetişkin öğrenmesini anlamak için önemli bir ipucu verir.
Çünkü yetişkinlikte mesele, yalnızca bilgiye erişmek değildir. İnsan zaten bilgiye erişebilir. Asıl mesele, o bilginin hayatla temas edip etmediğidir.

Yetişkinler öğrenirken, sadece yeni şeyler eklemezler.
Aynı zamanda geçmiş deneyimleriyle, inançlarıyla ve alışkanlıklarıyla karşılaşırlar. Bu da öğrenmeyi daha derin, ama aynı zamanda daha hassas bir sürece dönüştürür.

Bu nedenle yetişkin öğrenmesi, nötr bir aktarım değildir.
İlişkisel bir alanda gerçekleşir. İnsan, kendini güvende hissettiğinde, görülüp duyulduğunda öğrenmeye gerçekten açılır.

Buradan sonra mesele yöntem olmaktan çıkar.
Bağlam konuşmaya başlar.

Yöntemlerden Çok Bağlam Belirleyicidir

Yetişkin öğrenmesi söz konusu olduğunda çoğu zaman doğru yöntemi ararız.
Daha iyi bir teknik, daha güçlü bir içerik, daha sistemli bir anlatım…
Bunların hepsi değerlidir. Ama tek başına yeterli değildir.

Çünkü yetişkin için öğrenme, yalnızca ne öğrendiğiyle değil, öğrenirken kendini nasıl hissettiğiyle ilgilidir.
Aynı bilgi, farklı bir ortamda bambaşka bir etki yaratabilir.

Uzun süreli gözlemlerimizde şunu fark ettik:
İlerlemeyi belirleyen şey çoğu zaman yöntem değil, öğrenmenin gerçekleştiği bağlamdır.

MCP’de bu bağlam; net bir çerçevesi olan, canlı, insanı acele ettirmeyen ve temasın mümkün olduğu bir alan olarak kurulur.

İnsan kendini güvende, kabul edilmiş ve ait hissettiğinde; zihni de öğrenmeye açılır.

Bağlam derken fiziksel mekândan çok, ilişkisel bir alanı kastediyoruz.
Soruların sorulabildiği, durmanın mümkün olduğu, kimsenin acele ettirilmediği bir alan.
Böyle bir ortamda öğrenme, bir performans değil; bir süreç hâline gelir.

Yetişkin öğrenmesinin gerçek potansiyeli de burada ortaya çıkar.
Bilgi aktarımı yerini, anlamın birlikte inşa edilmesine bırakır.

Grup İçinde Öğrenmek Ne Demektir?

“Grup içinde öğrenmek” ifadesi çoğu zaman kulağa tanıdık gelir.
Bir sınıf, bir atölye ya da bir eğitim ortamı gözümüzde canlanır.
Ama yetişkin öğrenmesinde sözünü ettiğimiz grup, bundan daha fazlasıdır.

Burada kastedilen şey, rastgele bir araya gelmiş insanların oluşturduğu bir kalabalık değildir.
Aynı anda aynı sorularla, benzer eşiklerle ve benzer arayışlarla temas eden insanların oluşturduğu canlı bir alandır.

Bu yüzden bu yapıya “kohort” deriz.
MCP’de öğrenme, birlikte ve eşzamanlı tasarlanır çünkü insan, başkalarıyla aynı soruların içinde olduğunda öğrenme derinleşir.

Böyle bir grubun içinde, öğrenme tek yönlü bir aktarım olmaktan çıkar.
İnsan, sadece dinlemez; kendini başkalarının sorularında görmeye başlar.
Birinin cesaretle sorduğu bir soru, başkasının iç dünyasında uzun süredir dolaşan bir düşünceyi görünür kılar.

Çoğu zaman farkındalık, anlatılan içerikten değil; grubun içinde yaşanan küçük anlardan doğar.
Birinin duraksaması, başka birinin gözlerinde beliren bir ifade ya da söylenmeyen ama herkesin hissettiği bir şey…
Bu anlar, öğrenmenin zihinden bedene inmesini sağlar.
MCP yaklaşımında bu yüzden öğrenme, sadece anlatılan bilgiyle değil;
grubun içinde ortaya çıkan bu ortak anlarla şekillenir.

Grup içinde öğrenmenin en güçlü yanı da burada ortaya çıkar.
İnsan, yalnızca “anladığını” değil, paylaştığını fark eder.
Bu paylaşım, bilgiyi soyut bir kavram olmaktan çıkarır ve yaşantıya dönüştürür.

Bir gruba girip, hiçbir şey söylemeden çıktığınız anlar olmuştur.
Ama yine de içinizde bir şeylerin yer değiştirdiğini hissetmişsinizdir.
Bu, grubun yarattığı ortak alanın etkisidir.

Yetişkin için öğrenme, çoğu zaman bu sessiz alanlarda derinleşir.

 

Topluluk: Ait Olma Hissi

Topluluk, grup olmanın ötesinde bir şeydir.
Herkesle yakın olmadığınız, hatta çoğunu yakından tanımadığınız hâlde, kendinizi ait hissettiğiniz bir alan.

Topluluk içinde insan, sürekli kendini anlatmak zorunda kalmaz.
Kim olduğunu kanıtlama ihtiyacı azalır.
Bu his, yetişkin öğrenmesi için kritik bir zemin oluşturur.

Çünkü yetişkin, ait hissetmediği bir ortamda farkında olmadan kendini korumaya alır.
Bu koruma; susmak, geri çekilmek ya da sadece izleyici olmak şeklinde ortaya çıkar.
Topluluk hissi ise bu savunmayı yumuşatır.

İnsan, “burada kalabilirim” dediği anda gevşemeye başlar.
Ve bu gevşeme, öğrenmenin başladığı yerdir.
MCP’de topluluk, kendiliğinden oluşan bir kalabalık değil;
bilinçli olarak kurulan, sınırları ve ortak bir çerçevesi olan bir alandır.

Topluluk kendiliğinden oluşmaz.
Bilinçli olarak kurulur, sınırları ve ortak bir çerçevesi vardır.
Bu çerçeve, insanlara hem özgürlük hem de güven verir.

Topluluk, yakınlık vaat etmez.
Ama ait olma hissi sunar.
Ve bu his, öğrenmenin derinleşmesi için yeterlidir.

Aile: Görüldüğün Küçük Alan

Topluluk, ait olma hissini kurar.
Ama öğrenmenin gerçekten derinleştiği yer, daha küçük ve daha yakın bir alandır.
Biz bu alana “aile” diyoruz.

Burada sözünü ettiğimiz aile, biyolojik bir yapı değil.
Yaklaşık on kişiden oluşan, herkesin görülebildiği ve sesinin kaybolmadığı bir yakınlık alanı.

MCP’de bu yakın alanlar, insanların gerçekten görülebildiği ve ilişki kurmayı deneyimlediği küçük gruplar olarak bilinçli biçimde tasarlanır.

Bu sayı rastlantı değildir; çünkü bu büyüklükte bir yapıda kimse arka planda kalmaz.

Aile alanında ilişkiler farklı işler.
İnsan, ne düşündüğünü ya da ne hissettiğini süslemek zorunda kalmaz.
Konuşmak kadar susmak da mümkündür.
Dinlenmek, aceleye getirilmeden dinlenmek, burada öğrenmenin doğal bir parçasıdır.

Birçok yetişkin, hayatında ilk kez böyle bir alanla karşılaşır.
Yargılanmadığını, düzeltilmediğini, hızlandırılmadığını hissettiği bir alan.
Bu his, öğrenmenin önündeki en derin engellerden birini sessizce çözer.

Çünkü insan, ancak görüldüğünü hissettiğinde gerçekten açılır.
Ve açıldığında, öğrenme yalnızca zihinsel bir süreç olmaktan çıkar.
Bedene, duyguya ve ilişkiye yayılır.

Aile alanı, öğrenmenin insani tarafını görünür kılar.
İnsan burada sadece yeni bir şey öğrenmez;
kendisiyle ve başkalarıyla nasıl temas ettiğini de fark eder.

Bu farkındalık, kalıcıdır.
Çünkü bilgi unutulabilir.
Ama görüldüğün bir deneyim, hafızadan silinmez.

Bilgiden Becerilere: Neden Her Bilgi Öğrenmeye Dönüşmez?

Tam da bu yüzden, yetişkin öğrenmesinde yalnızca ne öğrendiğimiz değil,
öğrendiğimiz bilginin nasıl sunulduğu belirleyici hâle gelir.

Her bilgi, öğrenmeye dönüşmez.
Bazı bilgiler zihinde kalır ama hayata geçmez.

Buna felsefi metinler iyi bir örnektir.
Kant okuduğunuzu düşünün. Metni takip edebilirsiniz, düşüncenin nasıl ilerlediğini anlayabilirsiniz.
Ama çoğu zaman bu okuma, ertesi günkü hayatınıza doğrudan bir karşılık üretmez.

Bu durum, sokakta bir arabayı yemeye çalışmak gibidir.
Bilgi oradadır; ama insan için sindirilebilir değildir.
Çünkü o bilgi, yaşama uygulanacak bir beceriye dönüşecek şekilde yapılandırılmamıştır.

Sorun bilginin derinliği değil, hayatla temas etmeyişidir.
Günlük yaşamda kullanamadığımız, davranışa dönüşmeyen bilgi zihinsel bir yöntem olarak kalır.

MCP’de bu nedenle içerik teoriden değil, beceriden başlar.
Bilgi, ancak insanın kendisiyle yapabildiği bir şeye dönüştüğünde değer kazanır.

Bu yüzden içeriği yukarıdan aşağıya aktarmayız.
Önce şunu sorarız:
Bu beceriye sahip olmak için insanın neyi deneyimlemesi gerekir?
Ve bu deneyim, onun hayatında nasıl bir karşılık bulur?

Öğrenme, yalnızca bilgi eklemek değildir.
İnsanla temas eden, bedende karşılığı olan bir süreci gerektirir.

Canlı bir alan, güvenli bir çerçeve, konuşabildiğin bir topluluk ve görüldüğün küçük bir aile…
Bunlar bir araya geldiğinde öğrenme, yeniden doğal hâline döner.

MCP’de öğrenmeyi bir sistem olarak böyle ele alıyoruz:
bilgiyi aktaran değil, deneyimi mümkün kılan bir yapı olarak.

Belki de mesele daha fazlasını bilmek değildir.
Öğrenmenin gerçekten mümkün olduğu bir yerde bulunabilmektir.

Eğer sende “Artık öğrenmek zor” diye düşünüyorsan, 

MCP’de öğrenmenin yeniden nasıl mümkün olabildiğini bizimle keşfedebilirsin 

More articles

Yetişkinlikte Öğrenme Nasıl Mümkün Olur?
Düşünce Yapısı
15 min read
Misha Saidov ile Koçluk ve Dönüşüm Üzerine: Koçluk Bir Meslek mi, Yoksa Bir Yaşam Tarzı mı?

Bu röportajda IMCP’nin kurucusu ve MCP Sertifika Koçluk Programı’nın yaratıcısı Misha Saidov, koçluğun neyle çalıştığını, neden sadece teknik bir meslek olmadığını ve gerçek dönüşümün nereden başladığını anlatıyor.

Yetişkinlikte Öğrenme Nasıl Mümkün Olur?
Düşünce Yapısı
8 min read
Koçlukta Yeni Paradigma: Desteklenmek mi, Dönüşmek mi?

Koçluk, son yıllarda bireysel gelişimin en görünür alanlarından biri haline geldi. Ancak her koçluk aynı etkiyi yaratmaz. Bu yazı, destekleyici koçluk ile dönüşümsel koçluk arasındaki farkı bilimsel ve deneyimsel temelde inceler ve neden IMCP yaklaşımının kalıcı değişim yarattığını açıklar.

Yetişkinlikte Öğrenme Nasıl Mümkün Olur?
Düşünce Yapısı
10 min read
Duyguların Gücü: Hedeflerine Ulaşmanı Engelleyen Görünmez Sistem

Duygular sadece hisler değil, yaşamın navigasyon sistemidir. Bu yazıda, hedeflerine ulaşmanı engelleyen görünmez mekanizmayı ve duygusal uyumun gücünü keşfedeceksin.